20 Mart 2016 Pazar
19 Mart 2016 Cumartesi
HER (AŞK)
Yapay zekay konulu bir aşk filmi. Konuşabilen, düşünebilen, aşık olabilen, aşık edebilen, arzulayabilen, arzulanmayı başarabilen bir işletim sistemi ile flört eden Theodore'un öyküsü. Günlük yaşamın yoğunluğu ve ilerleyen bilim acaba bu bilimkurgu olguyu da bir gün gerçeğe dönüştürecek mi ? Ex Machina ve Chappie gibi son dönem filmlerinde sıkça karşımıza çıkan yapay zeka kavramı bu filmde de başarıyla işlenmiş.
Başarılı yönetmen Spike Jonze Her (Aşk) filmiyle 2014 yılında En iyi Özgün Senaryo Oscarını kazanmıştı. Yönetmenin dördüncü uzun metrajlı filmi olan film ilk filmi olan Being John Malkovich (John Malkovich Olmak) filminden sonra bana göre yönetmenin ikinci büyük çıkışı.
Aşkın rengi kırmızıdır metaforunu yönetmen Spike Jonze kahramanımız Theodore'un kıyafetlerinde ve fon renklerinde sıkça kullanmış.
Theodore ve Samatha'nın aşkını severek izleyeceksiniz.
İyi seyirler
13 Mart 2016 Pazar
SPOTLIGHT
En İyi Film ve En İyi Özgün Senaryo ödüllerini alarak 2016 Oscar törenlerinin parlayan yıldızı olan film gerçek bir olayın uyarlaması. Oscar törenlerinde en iyi film favorisi The Revenant (Diriliş) iken ödülü alan Spotligt oldu. Filmin yönetmenliğini Tom McCarthy yapıyor.
Boston Globe isimli bir yerel gazetenin ortaya çıkardığı Katolik Kilisesi ile ilgili çocuklara taciz skandalını haberleştirmeye çalışan gazetecilerin yaşadıklarını farklı açılardan işleyen film birçoklarına göre özgür haberciliği ana tema olarak ele alsa da bence esas tema toplumda ve sistemde muhafazakarlığa karşı açılan bayraktı.
Truth (Gizli Dosya) isimli filmle büyük benzerlikleri olan film festivallerde aynı ödül için yarışsa ne olurdu çok merak ediyorum çünkü ben Truth'u daha çok beğenmiştim.
İyi seyirler.
THE ANGRIEST MAN IN BROOKLYN (ASABİ ADAM)
IMDb puanı düşük bir film ama bence sürükleyici ve etkileyici. Robin Williams'ın başarılı başrolüyle bence daha üksek bir puanı hakediyor. Gittiği Doktorun çıkan tahlillere göre kahramanımıza sadece 90 dakika ömrünün kaldığını söylemesiyle başlayan macera bazen komedi bazen dram çizgisinde ilerlerken bence izleyicelere de kendi hayatlarını sorgulatıyor.
Filmde Peter Dinklage bence rolünün hakkını fazlasıyla veriyor ve bir repliği bence tüm filme bedel. "Normal insanlar henüz tam tanımadıklarımızdır"
İyi seyirler.
11 Mart 2016 Cuma
SİZLERDEN GELENLER: MOTORCYCLE DIARIES (MOTORSİKLET GÜNLÜKLERİ)
Devrim kahramanı Che’yi herkes tanır. Peki ya bir zamanlar onun Buenos Aires’in varlıklı kesimlerinde yaşayan 23 yaşında bir tıp öğrencisi olduğu kaç kişi bilir? Peki 29 yaşındaki arkadaşı, biyokimyacı Alberto Granado’yla birlikte yaptıkları motosiklet yolculuğunda Latin Amerika’nın gerçekleriyle nasıl yüzleşmek zorunda kaldıklarını?
1952 yılında Ernesto ve Alberto Buenos Aires’ten bir motosikletin sırtında yola çıkarlar. Araçları arızalandığında otostop yapar, halka kaynaşmaya başlarlar. Bildiklerinden çok farklı bir Latin Amerika gerçeği beklemektedir onları. Astımı olan Ernesto ilaçlarını bir kadınla paylaşır; cüzam kolonisinde, hastaların kaderine ortak olurlar. İnka medeniyetinin üzerinde yükselen çarpık kentleşme ve adaletsizliklere şahit olurlar. Bu yolculuk, iki genç adamın geleceklerini şekillendirecektir.
Yazar: İzzet Önder Ahlatçıoğlu
LEVIATHAN (LEVİAFAN)
Yönetmen Andrey Zvtagintsev.
10 Mart 2016 Perşembe
9 Mart 2016 Çarşamba
AMERICAN SNIPER
Savaş ile ilgili hep medyada hangi ülke nereye saldırdı, harekat başarılı mı, hangi taraf haklı gibi konular konuşulur. Oysa burada savaşan kişilerin bir de geride bıraktıkları bir yaşamları vardır bunu pek düşünmeyiz. Eşleri,çocukları, anneleri, babaları, kardeşleri, arkadaşları ve işleri. O geride kalanların yaşadıkları vardır. Savaşan kişilerin döndüklerinde yaşadıkları vardır.
Buram buram USA propagandası koksa da savaşın aksiyon yönü dışında bu yönlerini de bize gösteren bir film. Ben beğenerek izledim. Oskar adaylığını abartılı bulsamda seyredilmesi gereken bir film olduğunu düşünüyorum.
Amerikalıların savaş filmlerinde başarılı olmasının bir sebebi de kendilerini dünyanın jandarması olarak görüp çok savaşıyor olmaları olabilir mi diye düşünmeden edemiyor insan.
İyi izlemeler.
7 Mart 2016 Pazartesi
THE LOBSTER
Ünlü Yunan yönetmen Yorgos Lanthimos'in ilk Holywood filmi dolayısıyla da ilk İngilizce filmi. Kesinlikle seyretmeye değer ama yine kesinlikle sıra dışı bir film. Spoiler vermemek için çok ayrıntıya girmek istemiyorum ama özellikle evlilik ve evlilik konusunda toplumsal dayatmalar konusunda absürd bir statüko eleştirisi demek en doğrusu olur sanırım. Okuduğum bir çok eleştirmen olaya farklı bakmış farklı noktalara dikkat çekmiş az sayıda eleştirmen benim gibi düşünmüş bakalım siz ne düşüneceksiniz ? Oyuncuların hepsinin rolleri gereği donuk davranışları da ilgimi çekti.
Colin Farrell'in oyunculuğunu ve filmde geri plandaki monoton tarzını hiç bozmayan fon konuşmalarını kim seslendiriyorsa çok sevdim. Bu arada eğer zorunlu olarak bir hayvana dönüşmeniz gerekiyorsa bu hangi hayvan olurdu hiç düşündünüz mü ?
İyi seyirler.
6 Mart 2016 Pazar
ROOM (GİZLİ DÜNYA)
Filmlerin Türkçeye çevrilen isimlerini bir türlü sevememişimdir ama bu filmin Türkçe adını çok beğendim. Gizli Dünya konuyu en iyi anlatan iki kelime olmuş. Brie Larson'a En İyi Kadın Oyuncu Oscarı'nı kazandıran film emin olun En İyi Çocuk Oyuncu Oscar'ı olsaydı Jacob Tremblay'e bu Oscar'ı kazandırırdı daha da iddialı söyleyeyim eğer bu çocuk En İyi Erkek Oyuncu Oskarı adayları arasında olsaydı Leonardo DiCaprio ödülü kazanmak için önümüzdeki yılları bekliyor olabilirdi. İnalmaz bir oyunculuk çıkaran bu şeker çocuk umarım ileride de iyi filmlerde oynar. Çocuğun seslendirmesi de bence oyunculuğu kadar iyi.
Çok trajik bir olayın sosyal yansımalarının ve insanların iç dünyalarına yansımalarının umduğumuzdan, düşündüğümüzden çok farklı olabileceğini bize çok iyi anlatan bir film. İyi seyirler.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)































